Buradasınız
Ana Sayfa > Ayetler > Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?

Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?

Enam 92 Kuran sadece Mekke halkına mı göderildi?
Değerli kardeşimiz,
Önce özet bir bilgi verelim sonra detaylı açıklamasına geçelim.
İslam’ın kıblesi (merkezi) Kabe dir yani Mekkedir. Enam suresi 92.ayetin meali şudur; “İşte bu da bizim indirdiğimiz bir kitab, feyz-u bereketi Dünyayı tutacak, evvelki kitablar bu tasdık etmedikçe mu’teber olmıyacak, bir de ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri inzar edesin diye ki Âhıreti te’min edecekler buna iyman ederler ve onlar namazlarının üzerine muhafız olurlar” buradaki Ümmülkura demek şehirlerin anası yani Mekke demek ayette “ümmülkurayı ve hem bütün çevresindekileri” derken Mekkeyi ve onun tabiri caizse etrafında ki halka halka dizilmiş olan tüm insanlığı uyarması için gönderdik denmiştir. Özetle Mekke merkez Mekkenin dışında kalan bütün şehirler ve insanlarda onun etrafındaki çevrelerdir yani burada bir çelişki yoktur Kur’an bütün insanlığa ve cinlere gönderilmiştir.
Detaylı açıklama
Ayette Mekke’nin çevresinden kasıt tüm yeryüzüdür. Esasen bu ayette mucizevi bir haber de bulunmaktadır. Mekke’nin dünyanın merkezi olduğunu savunan teori bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Jeoloji uzmanları, saat ayarlamasında Greenwich’in değil Mekke’nin ölçü alınması gerektiğini de ifade etmişlerdir.

En’am Suresi, ayet 92: 

“Bu Kitap (Kur’ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab’a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.” 

Bu Kur’ân da, bizim indirdiğimiz öyle bir kitaptır ki, mübarektir. Feyzi, cihanı tutacaktır. Önündekini tasdik edici, teyid edici ve iyiyi kötüden ayırıcıdır. Ondaki nûr ve hidayet bunun tasdikinden geçerek artacak, kuvvetlenecek ve gelişecektir. Biz onu bunun için (yani âlemleri hatırlatmak, bereket ve tasdik için) ve bir de Ümmü’l-Kurâ’yı (şehirlerin anası) ve bütün çevresindeki kimseleri uyarasın diye indirdik. Ve ahirete iman eden, sonlarını kurtarmak isteyenlerdir ki buna iman ederler ve bunlar namazları üzerinde koruyucu kesilirler.

Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olan (Ümmü’l-kurâ) Mekke’nin bir ismidir ki cihanın merkezi, bütün yaratılmışların kıblesi demek gibidir. Uyarma, Mekke’nin kendisine değil, halkına olacağı bilindiğinden mânâ, mecaz veya mecaz isnadı suretiyle “Ümmü’l-kurâ halkı” demektir. “ve men havleha”çevresindeki bütün insanlığı denilmesi de buna karinedir.

Şüphe yok ki “Mekke” denilmeyip de “Ümmü’l-kurâ” denilmesi, Mekke’yi âlemdeki bütün şehirlerin bir mutlak merkezi gibi düşündürmek içindir. Ve bundan dolayı “ve men havleha” de, merkez ve çevre karşılığıyla bütün yer çevresinde bulunanların hepsi demek olur. Bununla beraber “Ümmü’l-kurâ” merkezlik mânâsı dikkat nazarına alınmaksızın “Mekke” demek gibi düşünülürse, “ve men havleha”‘dan Mekke çevresi, Mekke civarı, bundan da nihayet Arap Yarımadası düşünülür.

Bu ihtimale göre Kur’ân’ın nüzul hikmeti yalnızca Mekke ve Arap Yarımadası halkının uyarılmasına mahsusmuş gibi bir kuruntu akla gelebileceğinden “Mekke ve etrafını uyarman için” buyurulmadığı gibi, “Ümmü’l-kurâ ve etrafını uyarman için” de buyurulmayıp atıf vâvı ile “ve Ümmü’l-kurâ ve etrafını uyarman için” buyurulmuş ve bununla Kur’ân’ın nüzulünün, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamberliğinin yalnız Arap milletini uyarma hikmetine mahsus olmadığı ve bir âyet öncesindeki “O Kur’ân, âlemler için ancak bir uyarmadır.” mânâsıyla, bereketlerinin kapsamının genişliğinden gaflet etmemek gerektiği ve özellikle “Ey Muhammed! Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Sebe’, 34/28) âyetinin kapsamı anlatılmıştır.

Fakat gariptir ki bütün bunlara karşı Yahudilerden bir grup, bu “ve Ümmü’l-kurâ ve etrafını uyarman için” âyet-i kerimesinden Hz. Muhammed (s.a.v)’in yalnız Araplara gönderilmiş bir peygamber olduğunu delil getirmeye kalkışmışlar, yani onun peygamberliğini itiraf etmekle beraber her millete değil, Araplara mahsus bir peygamber olduğu iddiasında bulunmuşlardır.

Bunlar Yahudilerden “İseviyye mezhebi” adıyla anılırlar ki, bugün aydın geçinen Avrupalılardan bir kısmının Arap olmayan Müslümanlar arasında bu Yahudi fırkasının mezhebini ve politikasını yaymaya çalıştıklarını görüyoruz. Beşerde vuku bulmuş bir iş olan peygamberliği inkâr etmenin, Allah’ı gereği gibi takdir etmemekten doğan bir cüret, bir nankörlük ve herhangi bir peygamberin peygamberliğini ve herhangi bir kitabın inmesini kabul ettikten sonra bütün peygamberleri ve kitapları tasdik ve teyid eden ve onlardan daha açık ve daha feyizli olarak indirilmiş bulunan mübarek Kur’ân’ı ve Muhammed Aleyhissalatü vesselamın nebîliğini inkâr etmenin ise bundan başka açık bir çelişki olduğu anlatılmakla peygamberlik işi tespit ve teyid ediliyor. 

(KURAN’I KERİM TEFSİRİ, ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)
Ateistlere Cevap
Ateistlere,deistlere ve İslam'ı kabul etmeyenlere İslam'ı tanıtmak cevap vermek ve Müslüman kardeşimize fikir vermeye çalışan dostlarız.
https://www.ateistlerecevap.org/
Top